TADI
DAMAĞIMDA : KARS
KAZ-KETE-ÇEÇİL–KAVLICA(PİLAV)–KORUNGA-ERDEK-HAŞIL-HANGEL(HINKALİ)-HELLİM-KARS
PEYNİRİ–PİTİ- EŞKİ KAŞAR VE GERNİK EKMEĞİ PİLAVI -BOZ VE EVELİK AŞI
Sevgili seyahatseverler bir Karslı olarak artık zamanı çoktan gelmiş bir konuya değineceğim, lezzetin bam teline , damakları şenlendirecek bir rotaya..Bir Karslı olarak hep klasik güzelliklerini işlerken aslında çokta üzerinde durmadığımız önemli bir noktayı sizinle paylaşmak istiyorum.
Sevgili seyahatseverler bir Karslı olarak artık zamanı çoktan gelmiş bir konuya değineceğim, lezzetin bam teline , damakları şenlendirecek bir rotaya..Bir Karslı olarak hep klasik güzelliklerini işlerken aslında çokta üzerinde durmadığımız önemli bir noktayı sizinle paylaşmak istiyorum.
Ama isterseniz önce kenti biraz yakından
tanıyalım.
Urartularla başlayan yazılı tarihi
boyunca Pers, Sasani, Bizans, Selçuklu
ve Osmanlıları ağırlayan ve 19. yy
bir ara Rus işgali yaşayan Kars’ta her medeniyetin bir izi var. Birçok
ziyaretçi gibi ben de Kars’ı gezmeye ayakucunda kimi epey yıpranmış, kimi de
korunmuş eski Rus binalarının bulunduğu hisarın tepesine tırmanarak başladım.
Rus ve Osmanlı mimarisinin birbirine karıştığı tahkimat duvarlarıyla kuşatılan
zirvede kafeye oturmuş Kars’ı izliyorum. Binaları, uzaklardaki geniş yeşil
otlakları ve toprak renkli çıplak tepeleri inceliyorum.
Hisarın birkaç adım ötesindeki Ermeni Aziz Havariler Kilisesi’nin koni
şeklindeki kümbetinin gölgesi altında gelince Kars’ın tarihine ve mimarisine
olan merakım daha bir artıyor ama sizi bu şehre getiren asıl şeyin; bölgenin lezzetlerini
keşfetme isteği olduğunu anlarsınız. İsterseniz genel olarak başlıca geleneksel lezzetlere şöyle bir göz atalım:
PİTİ-BObaş aşı
HAŞIL
KAZ
KETE
PİTİ-BObaş aşı
HAŞIL
KAZ
KETE
HANGEL(HINKALİ)
ÇEÇİL
KAVLICA(PİLAV)
Kısacası Kars’tayım ve mutfak
lezzetlerini keşfederken hem yerel bir peynir üreticisi hem müze designer hem
de biyo-çeşitlilik aktivisti olan İlhan Koçulu bana eşlik ediyor.
Gernik
Gelenkesel Tadları kısaca tanıdıktan sonra şimdi spesipik tadların kalbine ilerliyoruz. İlk durağımız şehrin hemen dışındaki buğday
tarlaları. Medeniyetten pek de uzak değiliz ama bu tarlalar insana bambaşka bir
dünyadaymış hissi veriyor. Gernik,
küçük kızıl buğday ve arpa tarlalarının içinden geçiyoruz. Geldiğimiz yol epey
geride kaldı ve tek duyduğumuz şey, öğleden sonra güneşinin kehribar rengi
dalgalarının altında parıldayan, rüzgârla sallanan ve boyu belimize kadar varan
tahılların dalgalanışının sesi. Arada bir kuşlar tahıllara dalıp dalgalı
sapların arasında kayboluyorlar. Tarlaların basit ve ilkel güzelliği daima
benimle kalacak diye düşünüyordum ki gerçekten de öyle oldu; seyahatimden
günler sonra bile ayakkabı bağcıklarımdan ve sırt çantamdan tahıl taneleri
çıkardım.
Bir sonraki durağımız, bölgenin buğday
çeşitlerinin elle elendiği ve suyla çalışan ufak bir değirmende öğütüldüğü
Küçük Çatma. Bu değirmen bölgede türünün son örneği. Beni Kars’a getiren
ekmeğin yapıldığı un işte bu meşakkatli sürecin sonunda üretiliyor. Öğütülmeyen
bazı tahıllar, özellikle de kavılca türü, Kars’ın klasik kış yemeği olan
kızarmış kaza eşlik etmek üzere pirinç ya da bulgura dönüştürülecek. İlhan
Bey’in kamyonetine binip köyü olan Boğatepe’ye gitmek üzere yola koyuluyoruz.
Burası 1878’de Kars’ı Tiflis’e bağlayan atlı tramvay hattı açılınca kurulmuş
olduğundan Anadolu standartlarına göre oldukça genç bir yerleşim. Boğatepe
kurulduktan yalnızca bir sene sonra, İsviçreli bir peynir üreticisi olan David Moser bu köye uğruyor ve o anda
hem topraklara hem de geniş otlaklara âşık oluyor. Moser’in köyde ufak bir
peynir fabrikası kurmasından kısa bir süre sonra gruyeré peyniri Boğatepe’nin
temel endüstrisi hâline geliyor. Yerel halkın gravyer dediği bu tam yağlı inek
peyniri “Kars gravyeri” olarak da tanınıyor. Bugün bazı köylüler gravyeri
geleneksel yöntemlerle üretmeye devam ediyorlar. İneklerini kırlarda otlatıp
sütlerini her biri en az 27-30 kilo
ağırlığındaki kocaman peynir tekerlerine dönüştürüyorlar. İlhan Bey, sütün
ısıtıldığı devasa kızgın kazanlarla ilgilenip kaymağı toplayan adamlarını
izlerken Kars’ta, geleneksel üretim yapan bir avuç peynir zanaatkârından biri
olduğunu söylüyor. Ritmik bir uyum içerisinde bu taptaze gravyeri dilimleyip
esneten işçiler sayesinde peynir yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Tüm sırları,
temayülleri ve tülbentleri kullanarak üzerinden dumanlar çıkan gravyeri büyük
kalıplara döküp tuzlama ve bekletme işlemine hazırlıyorlar.
Son durağımız Boğatepe’deki peynir müzesi. Burası Kars’ın bu ünlü peynirinin
tarihini ve üretim tekniklerini sergileyen bir tür etnolojik koleksiyon. Kadim
Anadolu’nun bir köşesinde kalmış bu “yeni” köyün kalbindeki ufak ama iyi
parçalar barındıran koleksiyonu gezerken İlhan Bey ve arkadaşlarının geleneğe
olan bağlılıklarına hayran kalıyorum.
PRATİK BİLGİLER:
YEME-İÇME
Nohut, safran, kuzu eti ve kuyruk yağından yapılan yemeğin suyuna batırılan lavaş parçalarıyla hazırlanan pitiyi Kars şehir merkezindeki Kristal Lokantası’nda deneyin.
KONAKLAMA
Eski bir Rus binasına kurulan Cheltikov Hotel’in süitleri ve standart odaları dikkatlice dekore edilmiş. Modern tesisleriyse orijinal ahşap ve taş işlemeciliğiyle süslü.
Kars’a sıcak mevsimlerde gelirseniz Orta Çağ’da Ermeni başkenti olan Ani şehrine uğrayın. Civardaki taş kalıntılar bu kadim şehrin görkemine tanıklık ediyor. Ardından Çıldır Gölü’nde, su kenarında bir balık ziyafeti ekleyin. Kışın giderseniz Cıbıltepe’nin yamaçlarında kaymak için Sarıkamış Kayak Merkezi’ni ziyare









